Görenlerin Dünyasında Var Olmak: Teknoloji, Merak ve Dijital Bağımsızlık Üzerine Bir Sohbet
Teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği dijital bir çağda yaşıyoruz. Hepimiz bu dünyanın bir parçasıyız. Peki ama, her şeyin “görsellik” üzerine inşa edildiği bu düzende, görme engelli bireyler için teknoloji tam olarak nerede duruyor? Sadece hayatı biraz daha kolaylaştıran bir araç mı, yoksa başlı başına yeni bir “görme biçimi” mi?
Geçtiğimiz günlerde TRT Erzurum Radyosu’nda, sevgili Gökçe Polat’ın sunduğu Hayatın İçinden programının “Engelsiz Hayat” bölümüne konuk oldum ve tam da bu soruların yanıtını birlikte aradık. Bir teknoloji tutkunu, erişilebilirlik bağımlısı ve Türkiye’nin ilk görme engelli REAPER eğitmeni olarak katıldığım bu yayında; engellilik camiasına dair ezber bozan özeleştirilerimi paylaştım ve dijital bağımsızlığa giden yolda edindiğim tecrübeleri aktardım.
Dilerseniz buraya tıklayarak yayının tamamını dinleyebilirsiniz. İşte kodyazabil.me okurları için o ufuk açıcı sohbetten geriye kalanlar…
İğneyi Kendimize Batırmak: Yardımcı Teknolojilere Ne Kadar Hakimiz?
Sohbetin en çarpıcı anlarından biri, meseleye yaklaşım açımızı değiştirmemiz gerektiğine dair fikirlerimizi paylaştığımız andı. Yayında da üzerine basa basa vurguladığım temel bir felsefem var: Görme engelliler olarak en temel problemimiz “görememek” ve bizim, görenlerin merkezde olduğu bir dünyada var olabilmemiz için kullandığımız tüm teknolojilerin aslında bu “görme” işlevini yerine getirmesi gerekiyor.
Peki biz, bize bu görme yetisini sağlayan araçlara ne kadar hakimiz?
Burada camiamıza yönelik o haklı olduğuna inandığım özeleştiriyi radyoda da dile getirdim: “Bir gören, çocukluğundan itibaren gözünü iyi kullanabilmek için eğitilir. Ailesine ‘Bu ne?’ diye sorarak çevresini tanır, okuma yazma eğitimi alır, göz kaslarını geliştirir. Ama biz görmeyenler, iş teknolojiye geldiğinde hep birilerinin bize anlattıklarıyla yetiniyoruz.”
NVDA, VoiceOver, JAWS veya TalkBack… Maalesef çoğu kullanıcı bu ekran okuyucuları sadece anlık bir problemi çözebilecek kadar, yani “günü kurtaracak” seviyede öğreniyor. Oysa bir pilot, uçağı sadece otopilota emanet etmez. Yardımcı teknolojilerin lineer (tek çizgili) yapısını ve fonksiyonlarını tam kapasiteyle öğrenmek bir lüks değil, görenlerin dünyasında var olmanın zorunluluğudur.
Dijital Bağımsızlık İçin Bir Fırsat
Eğer NVDA ekran okuyucusunu profesyonel seviyede, sıfırdan zirveye öğrenmek istiyorsanız, bilgisayarınızı riske atmadan Google Dokümanlar, E-Tablolar gibi ofis uygulamalarını nasıl %100 erişilebilir kullanacağınızı keşfedebilirsiniz. Açık kaynak kodlu ve tamamen ücretsiz olan bu yazılımın kapsamlı eğitimine ve destekleyici Google Classroom sınıfımıza katılmak için Kodyazabil.me - NVDA Eğitimi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Kurumsal Yazılımlarda Erişilebilirlik Bir “Yama” Olmamalı
Teknoloji kullanımındaki bireysel eksikliklerimizin yanı sıra, madalyonun bir de kurumsal yüzü var. Amerika’daki Ulusal Körler Federasyonu (NFB) gibi yapıların yıllar süren hak temelli savunuculukları sayesinde ulaştığı nokta bugün hepimizin gıpta ettiği bir seviye. Ne yazık ki ülkemizde, 6-7 kişinin bir araya gelip farklı dernekler kurmasıyla oluşan bölünmüş yapı, ortak problemlere karşı tek ses olmamızı engelliyor.
Bunun kurumsal yazılımlara yansıması ise “sonradan yamalanan” erişilebilirlik çözümleri oluyor. Bir yazılım geliştiricisi şapkamı takarak bu durumu yayında şöyle özetledim: “Erişilebilirlik hep sonradan düşünülen bir kavram. ‘Bu ürünü körler de mi kullanıyormuş, hadi onlara da yamayalım’ deniliyor. Oysa erişilebilirliği baştan sağlamak çok kolay, onu bozmak zahmetlidir.”
Yine de umut verici örnekler yok değil. Türksat tarafından baştan erişilebilirlik standartlarına uygun geliştirilen E-Devlet ve Belgenet (Evrak Yönetim Sistemi) gibi uygulamalar, yazılımda “kapsayıcılık kültürünün” nasıl olması gerektiğine dair kusursuz örnekler teşkil ediyor. Ben de işim gereği bu sistemleri kullanırken sonradan yamalara hiç ihtiyaç duymuyorum.
Sese Odaklanmak: REAPER ile Sınırları Aşmak
Sohbetin beni en çok heyecanlandıran kısmı şüphesiz müzik ve ses prodüksiyonuna ayırdığımız bölümdü. Ses mühendisliğine olan ilgim aslında 2009’da, henüz 7. sınıftayken dinlediğim çok sesli bir kayda dayanıyor. Cakewalk Pro Audio ve CoolEdit Pro ile başlayan, hatta içinde bir gün piyasadan çekilirsem yayınlayacağım “rap kayıtları” bile barındıran bu amatör serüvenim, Adobe’nin yazılımı satın alıp (Audition) erişilebilirliğini bozmasıyla sekteye uğramıştı.
Tam bu noktada devreye camiamızın bilinen isimlerinden Kerim abinin tavsiyesi ve yurtdışındaki ReaperAccessibility platformu girdi. REAPER, benim için öylesine ufuk açıcı bir yazılım oldu ki, sadece bir ay içinde EQ ve kompresör gibi profesyonel araçları kimseye ihtiyaç duymadan kullanabilir hale geldim. Öğrendiğim an içimdeki anlatma tutkusuyla da bu işin eğitimini hazırlamaya başladım. Bu yoldaki ilk öğrencilerimden biri de bugün kendi stüdyosunu işleten sevgili Cem Cansız oldu.
Burada çarpıcı bir ironi var: Cubase veya Pro Tools gibi programlardan REAPER’a geçen gören kullanıcılar, bunu “görsel karmaşadan kurtulup sese daha iyi odaklanmak” için yapıyorlar. Ses mühendisliği yazılımlarının adeta oyun gibi yüksek donanımlar istemesine karşın REAPER’ın sadeliği, onu sadece ekran okuyucuyla ve klavyeyle yöneten biz görmeyenler için benzersiz bir avantaja dönüştürüyor.
Özel Mentorluk ve Eğitim İçin Buradayım
Kodyazabil.me çatısı altında yürüttüğüm güncel kamplar, kapsamlı eğitimler ve tamamen size özel tasarlanmış birebir mentorluk oturumları için bana doğrudan ulaşabilirsiniz. Dijital bağımsızlığınızı ilan edeceğiniz bu yolda iletişim numaram: 0551 532 2672
Sonuç: Merak Olmadan Hiçbir Şey Olmaz
Görenlerin tasarımına, onların yaşamına ait bir dünyada var olmaya çalıştığımız gerçeğini kabullenmek, atacağımız ilk ve en büyük adımdır.
Yayın sırasında söylediğim şu sözler aslında durumu ve benim mottomu özetliyor: “Biz bir uğraşıyorsak görenler beş uğraşıyor demiyoruz. Aksine, bizim kullandığımız araçlara hakimiyet eksikliğimiz yüzünden biz bir iş için beş katı efor sarf ediyoruz. Ben kendi araçlarıma hakim olduğum için gören birinin en fazla iki katı uğraşıyorum, hatta çoğu alanda onlardan daha hızlıyım. Bu sihirbaz olduğum için değilelbette; bu işin sırrı her şey hakim olmakta, istemekte ve merakta yatıyor.”
Bu merak; sizi iyi bir müzisyen de yapabilir, aranan bir ses prodüktörü de, yapay zeka çağında başarılı bir yazılımcı da… Yeter ki sınırlarınızı kabul etmeyin, sahip olduğunuz araçların derinliklerini keşfetmekten çekinmeyin.
Eğitimlerime, vizyonuma ve çalışmalarıma sosyal medya üzerinden ve YouTube’da “Baba Programlar” yazarak kolayca ulaşabilirsiniz. Unutmayın, dijital bağımsızlığınız parmaklarınızın ucunda; tek ihtiyacınız olan biraz merak!
Aşağıdaki yorum alanından düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın. Seviliyorsunuz. Hoşça kalın!